Sanal alemin kralı: “İçerik”

Son zamanlarda pek çok kişinin ağzına doladığı “içerik pazarlaması” gerçekten de satışları patlatıyor mu?

“Sözlü veya yazılı anlatımda verilmek istenen öz; düşünce, duygu ve imgelerin bütünü” olarak tanımlanan “içerik”, nasıl oldu da son yıllarda ürününü veya hizmetini satmak isteyenler tarafından “kral” ilan edildi?

Gündelik hayatımızın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen internet ve mobil teknolojiler, pek çok konuda olduğu gibi satın alma kararlarımızı verirken de bizlere yol gösteriyor. Google’da arama yapmadan ürün almaz hale geldik. Karşılaştırmalı fiyat ve ürün özelliklerinin yer aldığı sitelerde, Facebook’da, Twitter’da, Youtube’da, forum sitelerinde veya bloglarda bahsedilen ve tavsiye edilen ürünler, herkesin gözdesi haline geliyor.

İşte bu noktada “içerik pazarlaması” kavramı ortaya çıkıyor. İçerik pazarlaması, insanları sadece bilgilendirmek değil aynı zamanda onları etkilemek, ilham vermek, ikna etmek ve satın almak yönünde harekete geçirmek için uygulanıyor. Oluşturdukları eğlenceli ve insanların ilgisini çeken dijital içeriklerle hedef kitlelerinin dolaştığı mecralarda yer alan markalar, satışlarını arttırabiliyorlar. Markalar hedef kitlelerinin dolaştıkları yerlerde “sotaya yatıyorlar” ve sanki “tesadüfmüş” gibi onların karşılarına çıkıveriyorlar. Tüketiciler dijital dünyada karşılarına çıkan eğlenceli, bilgilendirici ve kendilerine fayda sağladığını düşündükleri içerikleri incelerken, bir taraftan da o içerikleri oluşturan markaların mesajlarını ağır ağır hazmediyorlar. Sonra da hiç akıllarında yokken, kendilerini o markayı satın alırken buluveriyorlar.

Markalar oluşturdukları ve dijital kanallar üzerinden yayınladıkları yazılı, görsel ve işitsel özgün içeriklerle ulaşmayı hedefledikleri kitlelerin ilgisini çekiyorlar. Bu içerikler bazen eğlenceli kısa filmler, yaratıcı bir şaka, bir şarkı veya ilginç fotoğraflar oluyor. Bazen de hedef kitlenin ihtiyacını veya sorununu gidermeye yönelik hayatı kolaylaştıran fayda odaklı ipuçları veya bilgilendirme mesajları içeriği oluşturuyor. Markalar sundukları konularla müşterileriyle duygusal bir bağ kurarak markaları hakkında bilgi ve olumlu bir algı edinmelerini sağlıyorlar. İşte dijital ortamda ulaşılmak istenen hedef kitlenin belirlenmesi, onların ilgi alanlarına göre içerik ve mesajların belirlenmesi, hedef kitlenin karşısına çıkılabilecek kanalların belirlenmesi, iletişim stratejileri ve taktiklerinin oluşturulması ve uygulanması süreci “içerik pazarlaması”nı oluşturuyor.

Dahası, artık sadece markalar içeriklerini oluşturmuyorlar. İnternet kullanıcıları kendileriyle ve çeşitli markalarla ilgili içeriklerini oluşturuyorlar. Yüzlerce farklı sosyal ağ platformunda yüz milyonlarca insan, birbirleriyle içerik paylaşıyorlar. Bir taraftan başkalarının dediklerini, düşündüklerini inceleyerek fikir sahibi oluyor ve satın alma tercihlerini yaparlarken, diğer taraftan da keyifli vakit geçirip eğleniyorlar. Duygusal bağ kurdukları markalar için adeta bir misyoner veya elçi gibi çalışıyorlar. Kullanıcı deneyimlerini paylaştıkları olumlu içerikler üretiyorlar ve sevdikleri markaların satışlarının artmasında önemli rol oynuyorlar.

Peki, içerik pazarlaması yapan bütün şirketler gerçekten de satışlarını arttırıyorlar mı? Araştırma şirketi Forrester’in yaptığı bir çalışmaya göre piyasadaki her 10 şirketten şirkete ticaret yapan kuruluşun dokuzu içerik pazarlama yolunu deniyor. Ancak bu araştırmaya göre bunların sadece %4’ü içerik pazarlamasını hakkıyla yaparak satışlarını kayda değer ölçüde arttırıyorlar. Kalan %96’lık kesim ise sadece içerik pazarlaması yapmakla yetiniyor, ancak satışlarında belirgin bir artış kaydedemiyor. Şirketlerin %90’ı içerik pazarlaması yaptığını iddia ederken, neden 100 şirketten sadece 4’ü bu çalışmaları gelir kaynağına dönüştürebiliyor? Zamansızlıktan mı, inançsızlıktan mı, bütçesizlikten mi, yoksa bilgisizlikten mi? Ya da içeriklerini anlatamadıklarından ve beceriksizliklerinden mi?

Yabancı adam, arabasıyla geldiği köyün kahvehanesine girer. Kahvehanede aynı masada oturan 5-6 yaşlı, birbirlerine rakam söyleyip, kahkahalarla gülmektedir: “5… ha-ha-ha…” diğer yaşlı: “12… ha-ha-ha…” Yabancı adam yaşlıların birbirlerine rakam söyleyip kahkahalarla gülmelerine bir anlam veremez ve yaşlılardan birine sorar. Yaşlı adam, yabancının kulağına eğilip, “bak” der, “Biz, yıllardır bu kahvehanede arkadaşız. Yıllardır birbirimize hep aynı fıkraları anlatıyoruz. Artık herkes, o fıkraları ezbere bildiğinden biz de her fıkraya bir rakam verdik. Rakamı söylemek yetiyor”. Bunun üzerine yabancı, köylülere katılmak için “sekiz” diye bağırır. Ama hiç kimse gülmez. Yaşlı adam yeniden yabancının kulağına eğilir ve der ki “I-ıh… Olmadı… Anlatmadan anlatmaya fark var”.

Yazar hakkında Tüm iletileri göster

canercan98

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *