Kategori-Genel

‘Süper görüş’ dünya algımızı değiştirebilir

Normal insan gözü 1 milyon rengi ayırt edebiliyor. Ancak aramızda tam 100 milyon renk görebilen kadınlar dolaşıyor.

Bilim dünyası, insanın en saklı özelliklerinden birini daha iyi anlamak için bu kadınları arıyor.

ABD’li ressam ve öğretmen Concetta Antico, yıllarca bir dersin parçası olarak öğrencilerini parka götürdü. Onlara her zaman suyun üzerindeki parıltıları, taşların üzerindeki pembe tonları ve yaprakların kenarlarındaki kırmızı desenleri görüp göremediklerini sordu. Öğrencileri her defasında ona olumlu cevap verdi. Ancak, öğrencilerinin görgülü olmak için yalan söylediklerini anladığında, yıllardır kendisinde sezdiği farklılığın gerçek olduğunu da anladı. Devamı Oku

0’dan yüzde 100’e 15 dakikada şarj deneyimi

Bu yılki Mobil Dünya Kongresi’nde yeni bir telefon duyurmayan Oppo, gelecek nesil telefonların kullanımını ciddi ölçüde kolaylaştıracak iki yeni teknolojiyle kullanıcıların karşısına çıktı.

Bu teknolojilerden ilki olan SuperVOOC, Oppo’nun belirttiğine göre telefonunuzun bataryasını 0’dan yüzde 100’e sadece 15 dakikada şarj ediyor. SmartSensor adı verilen ikinci teknoloji ise, standart lens odaklı yaklaşımın yerine görüntü sabitlemeyi kamera sensörü üzerinde kullanıyor.

Batı dünyasında ilgi gören bu yeniliklerin ise Çin merkezli şirketin kullanıcıları tarafından o kadar şaşırtıcı görülmediğini söyleyelim. Oppo, başından beri ürünlerinde gerçekten kullanışlı özellikler sunmasıyla tanınıyor. Şirketin N1 ve N3 akıllı telefonları, dönen kameralarıyla tüketicilerine farklı bir deneyim yaşatıyor. Oppo, yeni teknolojilerin de bir sonraki telefonda yer alacağını söylemesine rağmen yeni model ile ilgili daha fazla detay vermedi. Devamı Oku

bir teknoloji gelir, ve bir hayat değişir

Yaşı 50’ye yakın olanlar bilirler; 1970’li yıllarda tek kanallı televizyonumuzda “Uzay Yolu” adıyla yayınlanan bir dizi vardı.

Diziyi seyrederken en çok imrendiğimiz şey, dizi kahramanlarının ellerindeki cihazlarla kablosuz olarak hem sesli hem de görüntülü görüşme yapmasıydı. Televizyonu siyah-beyaz olarak izlediğimiz o çocukluk yıllarımızda gelecekte hep böyle bir cihaza sahip olmanın hayalini kurardık. O yıllar öyle yıllardı ki; paranız olsa dahi sabit hatlı bir telefonu yıllarca sıra beklemeden edinemezdiniz. Devamı Oku

Yeni trend retro pazarlama

Son zamanlarda markaların nostaljiye yönelmesi herkesin dikkatini çekmiştir. Bu durum tüketiciler tarafından da memnuniyetle karşılanmaktadır.

Pazarlamacılar retro’yu ürün tasarımı, paketleme veya içerik gibi farklı alanlar ile ilişkilendirmektedir. Örneğin, içerik olarak diziler ve filmlerde kullanılmıştır. “Muhteşem Yüzyıl”, “Seksenler” ve “Fetih 1453” bunlardan bazılarıdır. Ürün tasarımı konusunda da retro sıkça kullanılan alanlardan biridir. Coca Cola’nın eski şişe tasarımlarını kullanması ve Arçelik’in renkli nostaljik buzdolapları üretmesi örnek olarak verilebilir. Devamı Oku

Geleceğin televizyon platformu Turkcell TV Plus

Günümüzde yayıncılık her anlamda kabuk değiştiriyor. Teknolojik gelişmelerden en fazla etkilenen sektörlerin başında gelen yayıncılık, geçtiğimiz dönemde görsel, yazılı ya da işitsel anlamda büyük dönüşümler yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor.

Kısa bir süre önce tanıttığımız Turkcell TV Plus da uzun süredir takip ettiğimiz bu dönüşümün neticesinde ortaya çıkan bir platform. Geleceğin televizyon platformunu, yayıncılıktaki dönüşümü yakından takip ederek oluşturduk ve müşterilerimizin hizmetine sunduk.

Dünyada televizyon yayıncılığının gösterdiği eğilimleri ve kullanıcıların ihtiyaçlarını analiz ederek hazırladığımız Turkcell TV Plus’ı geleceğin televizyon platformu olarak konumlandırıyoruz. TV Plus, kullandığı teknolojilerle geleceğin televizyon izleme alışkanlıklarını şekillendirmesinin yanı sıra, herkese açık bir platform olma özelliği ile dikkat çekiyor. Bu platform üzerinden dileyen herkesle iş birliği yaparak, içerik anlamında oldukça farklı bir noktaya geleceğimize inanıyorum. Kanal sınırımız bulunmuyor. Uydu tabanlı teknolojilerde yaşanan frekans sıkıntılarından uzak, yine bu teknolojilerin etkilendiği hava şartlarından etkilenmeyen bir platform. Sadece sınırsız kanal sunabilme özelliği düşünüldüğünde dahi, platformumuzun şimdiden geleceğe uyum sağlamış durumda olduğunu söylememiz gerek. İçeriğin kullanıcılar tarafından üretildiği televizyon kanallarını izleyeceğimiz günler çok yakın.

Turkcell TV Plus, geride bıraktığımız kısa dönemde ortaya çıkan rakamlara bakıldığında da bize geleceğin platformu olduğunu işaret ediyor. İki ay gibi kısa bir dönemde 35 bini aşkın müşterimizin evine Turkcell TV Plus kurulumu gerçekleştirdik ve aldığımız geri dönüşler de oldukça pozitif. Turkcell Superonlineolarak müşterilerimizin yeni dünyanın televizyon izleme alışkanlıklarına çok kısa bir sürede uyum sağladığını gözlemliyoruz. Bu aynı zamanda teknolojiye ne kadar yatkın bir nüfusa sahip olduğumuz gerçeğini de ortaya koyuyor.

Turkcell TV Plus’ı farklı ve geleceğin platformu yapan teknolojik özellikleri, ilk bakışta çoklu ekran, sosyal medya entegrasyonu, buluta kayıt ve dilediğiniz kanalı 12 saat geriye istediğiniz zaman alabilmek olsa da, platformun sınırsız kanal seçeneği sunması, dilendiği anda yeni kanallar kurulması da bize geleceğin alışkanlıklarını şimdiden deneyimleme fırsatı sunuyor.

Turkcell TV Plus’ın teknolojik özellikleri bu kadarla da sınırlı kalmayacak. Fiber altyapı üzerinden genişleyebilir yazılım ve görüntü kalitesi özellikleri ile şu an ülkemizde en ileri teknolojiyi kullanan platform, tamamen kullanıcıların ihtiyaçları ve kullanım alışkanlıklarında meydana gelen değişimler göz önüne alınarak hazırlandı. Nielsen’in gerçekleştirdiği bir araştırma bu değişimi çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. 2006 yılında dünyada televizyon izleme alışkanlığına bakıldığında, kullanıcıların yüzde 69 kendilerine sunulan içerikleri seyrederken, yüzde 31’i ise seç-izle olarak adlandırılan, zamana bağımsız içerikleri tercih ediyorlarmış. 2013 yılına gelindiğinde ise, bu oran neredeyse tam terse dönmüş durumda. Yüzde 68 seç-izle oranına karşılık, yüzde 32 sabit yayın akışı izler hale gelmiş. Turkcell TV Plus, dünyada yaşanan bu eğilimlerden ilham alıyor. Teknolojinin gidişatına bakıldığında, 4K, Ultra HD çözünürlükte içerikler de diğer platformlardan önce, internet üzerinden kullanıcılara ulaşacak.

TV Plus, gerçek çoklu ekran deneyimi ile televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonunda birebir aynı deneyimi kullanıcıya sunuyor. Evde kaydetme talimatı verdiğiniz bir içeriği, dışarıda telefonda ya da tablette izleyebiliyor, evde izlemeye başladığınız bir içeriği ise kaldığınız yerden zamandan ve mekandan bağımsız olarak izlemeye devam edebilirsiniz. Sevdiğiniz bir dizinin tüm sezonunu, ya da bir programın kısacık bir parçasını kaydedebilir, bu kaydı yakınlarınızla paylaşabilir veya sosyal medyada o içerikle ilgili yapılan yorumları gerçek zamanlı takip edebilmeniz mümkün.

Turkcell Superonline olarak geride bıraktığımız 6 yıllık sürede bir altyapı şirketinden, ürün ve hizmetler sunan, kullanıcılarımızın evlerinde hayatlarını kolaylaştıran ürünler ve servisler üreten bir şirket olma yolunda hızla ilerliyoruz. Turkcell TV Plus da bu ev içi teknoloji çözümlerimizden en önemlisi. Gelecek dönemde müşterilerimizin evde hayatlarını kolaylaştıracak en son teknolojiye sahip çözümlerimizi ve hizmetlerimizi hızla arttırırken, ülkemizi fiber optik ağlar konusunda da gelişmiş ülkeler seviyesinde tutmaya yönelik yatırımlarımızı sürdüreceğiz.

4G fiberle gelecek

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de de kullanılması beklenen 4G teknolojisinde kilit rolü fiber altyapısı üstleniyor.

4G ya da LTE olarak adlandırılan dördüncü nesil mobil internet bağlantı teknoloji ülkemizde de kullanılmaya başlanıyor. Bir iki yıl içinde hayata geçmesi beklenen 4G özellikle sunduğu hız ile çalışma hayatını yeniden şekillendirecek. Kabaca bir hesap olacak ama 4G’nin teorik hızı yaklaşık olarak 300 Mbps. Çift ya da 4 taşıyıcılı sistemlerle bu hız 4 katına (yani neredeyse 1000 Mbps’ye) çıkabiliyor. Devamı Oku

Bu teknoloji bizi geleceğe taşır mı?

Verileri 1 milyon yıl saklayacak cam diskler geliyormuş. Benim asıl merak ettiğim o disklerin içinde ne olacak ve o dönemin insanları ne kadarıyla ilgilenecek…

Teknoloji denince ilk çağrışımı gelecek oluyor. Buna itiraz etmek mümkün değil belki ama parlak gri elbiseleriyle, her işlerini bir takım tuşlara dokunarak, ekranlarda parmaklarını kaydırarak halleden bu yeni insanların bugünle bağı ne olacak diye merak etmemek de mümkün değil. Merakımın sebebi, teknolojinin bugünü geleceğe bağlayan bir bağ olarak görüldüğünden şüphe etmem. Sanki teknoloji bugünden bağımsız bir gelecek tahayyülünün altyapısı olarak var sadece. Oysa biz teknolojiyi, bizi geleceğe taşıyacak diye sevmiştik.

En iyisi ağzımdaki baklayı çıkarayım. Diyelim ki yarın bir arkadaşım (ben değil elbette bir arkadaşım) çok başarılı bir kitap yazsa -ve evet amacı şu dünyada baki bir ses bırakmak olsa- nefesi hangi vakte kadar yetişir?

Geleceğe varlığını taşıma kaygısı sadece bugüne ait değil elbette. Muhtemelen atalarımız da bundan beş bini aşkın sene önce yazıyı bulduklarında aynı saikle hareket ediyorlardı. Sonra Çinliler kağıdı buldu, matbaayı keşfetti. Bu arada mağara duvarlarına yapılanlardan bugün en zengin salonları süsleyenlere resimlere, gülüp geçtiğimiz komik videolardan festivallerde ödüllere boğulan filmlere, origami şaheseri tuzluklardan saray bahçelerini süsleyen heykellere kadar geniş bir yelpazeyi de aynı kaygının taşıyıcısı olarak görebiliriz.

Olsun, biz yine yazılı eserler üzerinden gidelim. Tarihteki en eski eksiksiz basma kitap olarak, Çin’de 868’de basılan Elmas Sutra biliniyor. Peki, son basılı eser matbaadan çıktığında hangi yılda olacağız? Biz hala kütüphanesinde dizili kitaplara bakıp keyif alan bir nesiliz ama birkaç kuşak sonrası için bu tutkumuz anlamsız bir dantel örtü sevdası muamelesi görebilir.

O yüzden Southampton Üniversitesi ve Eindhoven Teknoloji Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının üzerinde çalıştığı yeni bir sabit disk teknolojisi, şu varlığını geleceğe taşıma meselesinde önemli rol oynuyor. 360 terabayt kapasiteye sahip sabit diskin en dikkat çekici yanı bilgileri 1 milyon yıl boyunca bozulmadan ve kaybolmadan saklayabilme olasılığı. Araştırmacılar cam diskin bin dereceye kadar sıcaklığa dayanabileceğini ve doğal afetlerden de etkilenmeyeceğini söylüyor.

Sözün özü, arkadaşımın yarın yazmaya başlayacağı kitap bu cam disk sayesinde yeni bir buzul çağını da, kavurucu sıcakları da aşarak yüzyıllar sonrasına kalabilir. Buradan kendisine müjde olsun, hemen çalışmaya başlayabilir…

Ucuz veya bedava telefon ister misiniz?

Geçen hafta Google, Hindistan’da 105 dolara satacağı Android One adlı akıllı telefonunu tanıttı.

Hindistan’dan Micromax, Karbonn and Spice Mobiles olmak üzere üç farklı operatörle anlaşan Google, Android One’ı bu yılsonuna kadar Filipinler, Endonezya ve diğer bazı Güney Asya ülkelerine götürmek istiyor. Android One’ın 2015 yılında daha fazla ülkede piyasaya sunulacağı belirtiliyor.

Aslında ucuz telefon olayını Google başlatmadı. Mozilla geçen ay benzeri bir adım atmıştı. Ürettiği 33 dolarlık cep telefonlarını Hindistan’da satışa çıkaran Mozilla, işletim sistemi olarak da Firefox yazılımını kullanıyor.

Ucuz telefon mümkünse, buna karşın beş altı kat fiyatlı etiket koyan ünlü markalar ne yapacak?

Ucuz hatta bedava telefon olayına farklı yönlerden bir bakalım.

Beş altı yıl önce genç bir işadamı arkadaşımı uzun bir zaman sonra yeniden gördüm. Çin’de yeni bir şirket kurmuş ve farklı işlerin yanı sıra bir de ev ve işyeri alarmları üretecek bir şirket projesi üzerine çalıştığını söyledi.

Aradan bir müddet sonra projeyi sordum. “Vazgeçtim” dedi. Durum şuydu: Alarmı üretmek sorun değildi, esas sorun bunu ev ve işyerlerine pazarlamaktı. Bunu da ancak bedava dağıtıp, güvenlik hizmetinden para almakla sürdürülebilir bir yapı kurabilirdi.

Ardından hatırlatmayı da ihmal etmedi. Gelecek yıllarda elektronik eşyalar ya bedava verilecek ya da sembolik fiyatlarla satılacak.

“Bedava” deyince aklıma Chris Anderson’un kitabı geldi. Cris’in  “Bedava” adlı kitabı yeni üretim süreçlerini sorgulayan bir özelliği var.

Bizde bir söz vardır; “Ucuz etin yahnisi…” diye başlar. Gerçekten de öyle mi?

Anderson, dünyanın en popüler teknoloji dergilerinden Wİred’ın editörüdür. Kitabın ana fikri “Hiçbir şey bedava değildir. Sadece pazarlama farklıdır”. Yerinde ve anlamlı örneklerle internette, yoğun rekabet ortamındaki pazarlamayı anlatıyor.

Dünya küresel bir köy haline gelirken, “big data” denilen bilgi kaynağı her şeyi daha şeffaf kılarken, kâr marjları da düşmeye devam ediyor.

Kitaptan çıkarım yaparak şu pazarlama esasları ortaya konulabilir:
. Hizmeti bedava ver, ürünü sat.

. Ürünü bedava, hizmeti sat.

. Yazılımı bedava ver, ürünü sat.

. Donanımı bedava ver, yazılımı sat.

. Cep telefonu bedava ver, konuşmayı sat. .

Maddeleri uzatabilirsiniz…

Yani dijital yayını satın al, smart tv’yi bedava al. oyun konsolunu satın al tv’yi bedava al. İki yıl internete abone ol, notebook’u bedava al. İspark’a abone ol, otomobilini ucuza kirala… Böyle teklifleri yakında fazlasıyla görebiliriz.

Olayın iki tarafı var. Basit bakış açısıyla Andersen’in anlattığı gibi sonuçlar çıkarabilirsiniz. Bir diğeri de küresel oyuncuların 15 yıl önce bizzat ifade ettikleri, dijital vizyonla ilgilidir.

O tarihte yazdığımı hatırlıyorum. Davos zirvesinde Bill Gates, ATT CEO’su, Aol’un CEO’su ve o dönemin etkili liderleri, şu vizyonu ortaya koydular: Günümüzdeki bilgi ağı Asya Steplerinden, Afrika Sahra’sına kadar her yere herkesin ulaşabileceği bir bedelle ulaşamazsa, bilgi çağı istenilen hedefe ulaşamaz. Bunun da maddi değeri 50 doları aşmamalı.

O gün için hayal olan bu hedef artık örnekleriyle ulaşılabilir hale gelmiştir. Ucuz telefon dediğimiz olayın arka planında bu vizyonu da görmek gerekir.

Şöyle de bakabiliriz duruma. Afrika’da Facebook’ta takipçi sayısı 100 milyon üyeliği geçti. Facebook, mobil operatörlerle ile görüşerek ucuz telefon ile internete erişim sağlanması için girişimlerde bulunuyor.

Mark Zuckerberg, hedeflediği ucuz telefon projesi gerçekleşirse, Whatsapp ile 3 milyar insana ulaşmayı planlıyor.

Benzeri hedefi Twitter, Instagram, Google ve diğerleri de hedefliyor.

2014’ün ikinci çeyreğinde küresel akıllı telefon satışları ilk kez 300 milyon adedi geçti. Sektör önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25,2 büyüdü.

Pazardaki büyüme ile birlikte satışların yüzde 73’üne denk gelen 216,25 milyon telefon etiket fiyatı 400 dolar ve altında olan cihazlardan oluşuyor. Bu pazar özellikle Çin merkezli üreticilerin kendilerine yer bulduğu önemli bir alan haline gelirken Türkiye’de General Mobile, Turkcell, Vestel gibi markaların da bu pazar için ürünler ile sahneye çıktıklarını göz ardı etmemek gerekiyor.

Data paylaşımı artıyor, konuşma gelirleri düşüyor. 4G ve nesnelerin hayatımıza girmesiyle birlikte data paylaşımını kat be kat fazlasıyla kullanacağız. Yeni ücretlendirme ve cihaz edindirme modelleri de pazarlamanın esası olacak.

Apple, iPhone 6 serisini tanıtırken NFC’de yaptığı atağı da tanıttı. Buna göre Apple Pay adını verdiği ödeme sistemiyle, nakit ödemeye yeni bir ivme kazandırdı.

Apple’ın NFC entegrasyonuyla mobil ödemeler alanında girişiyle, kısa bir süre sonra Starbuck’s kahvenizi ya da McDonald’s menünüzü iPhone 6’nızı ya da Apple Watch’unuzu kullanarak satın alabileceksiniz. Peki Apple’ın bu işten karı ne olacak? Daha da önemlisi mağazalar -bu durumda Starbuck’s- hizmeti kullanmak için bir bedel ödeyecek mi?

Buyurun yeni rekabet alanı burası. Apple Pay’i kullanmayı vadederseniz, iPhone 6’yı niye size bedava vermesin.

E-ticaret devi Amazon, geçtiğimiz yıl sonunda Amerikalı 3. parti internet satış kanallarına açtığı ‘Login and Pay with Amazon‘ hizmetini Avrupalı e-ticaret sitelerinin de kullanımına sunmaya başlıyor.

Tetikleme devam ediyor. Sistemin oturması için yasal bazı aksaklıklar var ama en kısa sürede dünyanın en büyük ödeme sistemi cep telefonlarımızın içinde olacak. Farklı kaynakların da doğruladığı haberlere göre, bankalar, yıllık 40 milyar doların üzerinde gelir yaratan kart okuma ücretlerinin bir kısmını Apple’la paylaşmaya hazırlar.

Diğerleri de boş durmuyor.

Gelelim cep telefonlarının ucuz veya bedava olmasına. Zaten ülkemizde çok konuşan ve data kullananlar için telefon bedellerinin bir anlamı yok. Operatörler bu müşterilerine her çeşit modelleri sunuyor.

Hatta kampanyalar var.  1 liradan, 5 liradan başlayan ödeme sistemleriyle akıllı telefonlara erişmek mümkün.

Önemli olan hizmet ve kalite… İkisi olmadan müşteri memnuniyeti olmuyor.

Güncel Seo Çalışması

Bir iş bloğu, sıralamalarda kişisel bloglardan daha çok yer alır. Bu da sanal alemde markanızı duyurmak için daha güzel bir fırsat sunar. Bununla birlikte, bloğunuzun SEO’nuza yardım etmesi için . Bir sitenin bütün sayfalarını düzenler gibi, her bir blog yazısını düzgünce düzenlemek için zaman ayırmanız gerekir.

Bloğunuzu daha çok SEO dostu yapmak için 3 ipucu aşağıda yer almaktadır:

1. Bütün Yazıları Düzenleyin

İlişkili aramalar için blog yazılarınızın iyi sıralarda yer almasını istersiniz. İyi bir sırada yer alması için, şirketinizin sitesinin sayfalarına yaptığınız gibi, her bir blog yazısını düzenlemelisiniz. Bir yazı yazdığınız zaman, içeriğinize en iyi hangi anahtar kelimenin/kelimelerin uygun olduğuna karar verin ve o anahtar kelimenin yazdığınız yazının kendisiyle bağdaşıp bağdaşmadığına bakın. Blog yazınızın gelişme bölümüne bu anahtar kelimeyi koymayı deneyebilirsiniz, ama URL yapısını ve H1 ve H2 sekmelerini de unutmayın. SEO için blog yazılarını düzenlemenin esas yolu onu doğal yapmaktır. Eğer bir anahtar kelime belli bir cümle içinde doğru görünmüyorsa, onu zorlamayı bırakın.

2. İlişkili Yazıların Linki Ve Hizmet Sayfaları

Bir ziyaretçi bloğunuzu ziyaret ettiğinde, onu olabilidiğince uzun süre orda tutmak istersiniz. Ziyaretçilerinizi bloğunuzda daha uzun süreli tutmanın yolu, bloğunuz için iç linkler (internal link) geliştirmektir. Linklerle alakalı yazılar, ziyaretçilerin özel bir konu üzerinde daha detaylı okuma yapmasını sağlar. Ayrıca, blog yazılarınızdan, onlarla ilişkili ürün/hizmet sayfalarına dönen linkleri de denemelisiniz. Bloğunuzu, web sitenize doğru akışı artırmak için kullanın ve iyi seçilmiş bir hedef kitleye odaklanın.

Her bir blog yazınız için çok fazla link almanıza gerek yoktur, birkaç tane yararlı link ziyaretçileri sayfanıza yönlendirmeye yetecektir.

3. Benzersiz Meta Tanımları Yazın

Bir çok site sahibi kendilerini meta tanımları yazarken sıkmazlar ve bloglarını öylece bırakırlar. Evet, meta tanımları bir sıralama faktörü olarak çok önemli olmayabilir, ancak bu, bloğunuzun SEO’suna yardımcı olmayacağı anlamına gelmez. Bloğunuzun meta tanımlarını SERP’de küçük reklamlar gibi düşünün. Ordaki 150 kelime, arama yapanları SERP’deki diğer bloglar yerine sizin bloğunuzu seçmeye ikna etmek için birebirdir. Blog yazınızı yazarken fazladan bir 5 dakika ayırın ve hızlı bir meta tanımı yaparak, bloğunuzu öne çıkarın.

Seo Araştırma Aşaması

İş araştırması aşaması,Seo çalışmasının ilk aşamasını oluşturmaktadır.Bu aşamada oayı netleştirebilmek için bir takım sorunlardan yola çıkarak elinizdeki verileri bir araya getirebilir,bu sayede daha sağlıklı ve başarılı çalışmalar yapabilirsiniz.

Mesela online tanıtım ve pazarlama konusundaki öngörünüz nedir?İşinizin ya da projenizin internet ortamında sağlıklı bir biçimde aktarılabilmesi için neler yapılması gerekiyor?Hedefleriniz nelerdir?Hedeflerinizin gerçekliği ve uygulanabilirliği konusundaki bir araştırmanız var mı ?Projeniz için birzaman planlaması yaptınız mı?Projeniz için ne kadar bütçe  ayırdınız?

Bu soruları çoğaldıkça ve cevapları isabetli oldukça resmi daha net görebileceksiniz.Karanlıkta el yordamıyla ilerlemeye çalışan biri gibi olmayacaksınız.

Rakip analiz aşamasıyla,araştırma aşamasının ikinci evresine geçmiş olacaksınız.Yola daha önce çıkmış rakiplerinizi iyi analiz etmek sizi Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmaktan kurtarıcak seo çalışmalarınızda sizleri daha da hızlandırıcaktır.Muhtemel anahtar kelimelerinizi kullarak büyük arama motorında araştırma yapın ve üst sıralarda çıkan siteleri detaylı olarak inceleyin.

Tüm bu araştırmalar ve veriler ışığında anahtar kelime araştırma evresi ile devam edebilirsiniz.Bunun için Google Awords Anahtar Kelime Aracı ve benzeri araçlarıda kullanabilirsiniz.Hedeflemeyi düşündüğünüz kelimelerle ilgili bilgiler ve istatistikler de seo çalışmalarında karar verme konusunda size yardımcı olucaktır.